İçinden çıkamadığım romanlar, sessizliğine aşık olduğum şehirler var: Mostar

Unutamadığım romanlar, özlediğim şehirler vardır. Ne zaman aşk konuşulsa hep o roman aklıma gelir. Kumral Ada Mavi Tuna’da unutamadığım bir sahne.

mostarKahramanlarımızdan biri çok sevdiği kızla birlikte olduktan sonra o kadar mutlu olur ki heyecandan hayatından vazgeçer. Nasıl bir haz olduğunu bütün hayatım boyuncu düşündüm durdum. Roman olmasaydı haz sürükleyemezmiydi uçuruma aşkı ayakuçlarından. İç savaşın sarsıcı bir şekilde anlatıldığı, sevginin üç kişilik bir dünyada nasıl bu kadar aşkla yaşandığını başka çok az yerde okumuştum. Meraklı gözlerle aramıştım hayatım boyunca bu anı. Şiirler okuyup, methiyeler düzmüştüm aşk için büyük kalpli dokunuşlarımda. Gittiğim her yerde takip edip durmuştu, bir gün bulacaktım biliyorum o anı.

Sonra bir gün bir şehrin sessizliğinde kaybolmak üzereyken romanın o sahnesinde hazzı bulmuştum sanırım. Gerçeküstüydü evet, köprüden geçerken zaman kapısı aralanmış tam ortaya gelmek üzereyken romanın sayfaları bir bir açılıvermişti. Biliyordum ki bu köprüden ayrılırken zaman duracaktı. Sadece aşkın zamanı aralanacaktı.

Her yeni seyahat eski bir romanla buluşturuyor beni. Sanırım içlerinden en acıklısını burada yaşayacağımı tahmin etmemiştim. 1566 yılında Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından yapılan Mostar köprüsü ne filmlerde, ne romanlarda ne de 1993’te yıkılırken bu kadar etkilememişti beni. Hepsi bir bilgiymiş sadece belleğimde saklanan. Hâlbuki hiç hissetmemişim burada yaşananları, hiç anlayamamışım acının ağırlığını. Hiç kendimi onların yerlerine koyamamışım. Cansız varlıklar konuşamaz, hissedemez diye öğrenmiştim. Mostar nasıl bu kadar acı çekmişti o zaman. Bir köprü iliklerine kadar nasıl hissetmişti bu acıyı. Bir taraftan yaşadıklarını anlamaya çalışırken diğer taraftan, zamanına göre çok önemli teknik donanımlar kullanılarak yapılmış köprüyü düşünüyordum Tarihi boyunca sağlamlığı aşıklara, sporculara hep ilham vermişti. . Aşıklar bu yüzden zorluklara karşı göğüs gererken burada buluşup, cesaretlerinin sembolü yapmışlar köprüden atlayışları. . Eskiden sporcular burada antrenman yaparlarmış daha iyisini hedefleyenler, daha zorunu başarmak isteyenler burada buluşurmuş.

Savaş çok daha zorlusunu yaşatmış. Burada dünyanın en büyük aşkını yaşayan insan, sevdiği için hayatından vazgeçen kalp, başka bir gün bir tarihten de dünyayı mahrum bırakacak kararı verebilir mi. Aynı insan değil mi. Her ikisini de yapan. Burada kurşun oyuklarının arasında düşünmeden edemiyorum. Biz hangisiyiz. Köprüyü aşkla yapan ve yaşatan mı yoksa, köprüyü ortadan kaldırıp insanlığın tüm anılarını çalan mı. Köprü yıllarca biriktirdiği keyifli anıları yeniden buluştururken sanki kötüleri unutmuş, unutmak istemiş. O hala aşkla, cesaretle anılmak istiyor. Tarihi boyunca olduğu gibi. Yazmış mıdır acaba Mostar; düğünleri, kutlamaları, kavgaları ve aşkları. Roman çektikçe içine çekiyor, acıyla tanışmayan, kaybetmeyi tatmamış bir göz arıyorum etrafımda.

Bu şehirde dolaşırken insan bütün pencerelerde aynı hikâyeyi seyrediyor. . Acı bir şehri bu kadar nasıl etkileyebilir diye düşünüyorum. Acının dokunmadığı kaldırım, ağaç, çiçek, kelebek yok gibi. Diğer bir taraftan acı nasıl bu kadar yakışırdı bir şehre. Hüznü paylaştırmışlar da herkes payına düşen için hergün biraz yaşayıp biteceği günü bekliyor sanki.

Kumral ada Mavi Tuna’da da içim hep acımıştı. Bi taraftan hayranlık duymuştum ve aşk için umutlanmıştım, heveslenmiştim. Diğer taraftan acıyı beynim ve kalbim arasında paylaşıp üstesinden gelmeye çalışmıştım. Aynı acıyı yaşamakla beraber Mostar minik kafelerinde içilen kahvede bana yeniden demeyi öğretti. Güç verdi, cesaretlendirdi başlamak için hiç geç kalınamayacağını. Aşkın ve umudun acının bittiği yerde değil acının tam da ortasında filizleneceğini hatırlattı. Romanın sonuna doğru müthiş bir heyecan duymuştum. O kadar umutluydum ki sevginin ve hayatın gücünden şimdi burada da köprü bana bir dramdan çok yeniden başlamak için sonsuz bir cesaret vermişti.

Mostar bir köprü değildi, bir kültürdü, ortak bir dildi, büyük bir cümleydi. Nasıl bu kadar olgun olduğunu anlamaya çalıştım. Affediciydi, huzurluydu, sakindi. Herkes aynı sessizlik için söz vermiş bu şehirde. Yüksek sesli kelimeler cezalandırılmışçasına, parmak uçlarında yazılmış kelimeler baş tacıydı. Gürültülü yakın geçmişine gönderme yaparcasına, küçük harfler, küçük aşkların coşkusunu büyütmüştü.

İçinden çıkamadığım romanlar, Sessizliğine aşık olduğum şehirler var.

 

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir